
Bölüm 2
Yazan: Ahmet Bayındır
20. yüzyılın başı, yalnızca savaşların değil, imparatorlukların da çöktüğü bir dönemdi. Yüzyıllar boyunca geniş coğrafyalara hükmeden yapılar birer birer zayıflıyor, yerlerini yeni ulus-devletlere bırakıyordu. Bu dönüşüm, farklı coğrafyalarda yaşayan toplumlar için benzer soruları beraberinde getirdi: Biz kimiz? Hangi dili konuşuyoruz? Ve kimin yönetimi altında yaşamak istiyoruz? İrlanda ve Osmanlı coğrafyası bu sorularla neredeyse aynı yıllarda yüzleşti.
Dublin’de yaşayan tarihçi Ahmet Bayındır’ın irishturks için kaleme aldığı ilk yazı olan İki Uzak Ada: Osmanlı’dan İrlanda’ya-Bölüm 1 başlıklı yazıya bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.

Bir Ayaklanmadan Daha Fazlası: Paskalya Ayaklanması (Easter Rising)
Paskalya, İrlanda’da yalnızca dini bir bayram değildir. Her yıl bu dönemde Dublin’de, özellikle General Post Office önünde düzenlenen anma törenleri, 1916 yılında Britanya yönetimine karşı başlatılan ayaklanmanın hafızasını hâlâ canlı tutar.
Nisan 1916’da Dublin’de yaşanan Paskalya Ayaklanması, ilk bakışta kısa sürede bastırılmış bir isyan gibi görünür.
Irish Republican Brotherhood, Irish Volunteers ve Irish Citizen Army üyelerinin öncülüğünde General Post Office önünde başlayan bu ayaklanma, birkaç gün içinde Britanya kolluk kuvvetleri tarafından kontrol altına alınmış ve ayaklanmanın liderleri idam edilmiştir. Ancak bu olayın etkisi süresinden çok daha uzun olmuştur. Paskalya Ayaklanması, askeri bir başarıdan çok bir hafıza kırılması yaratmıştır.
1801’de yürürlüğe giren Birlik Yasaları ile İrlanda Büyük Britanya ile birleşerek parlamentosunu kaybetmişti. 19. yüzyıl İrlanda’sında “özyönetim” (home rule) talebi yükselmiş, ancak Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle askıya alınmıştı.
İrlanda Cumhuriyetçi Kardeşliği (IRB) bu süreçte tam bağımsızlık hedefleyen bir ayaklanma planladı.
Easter Monday günü yaklaşık 1.600 isyancı Dublin’deki Genel Postane (General Post Office) ve diğer stratejik noktaları ele geçirdi. Ayaklanmanın lideri Patrick Pearse, GPO önünde İrlanda Cumhuriyeti’nin ilanını okudu. İngiliz ordusu kısa sürede karşı saldırıya geçti; topçu ateşi sonucu şehir merkezi büyük ölçüde yıkıldı. 29 Nisan’da Pearse koşulsuz teslim oldu. Yaklaşık 450 kişi öldü, 2.000’den fazlası yaralandı.
İlk başta kamuoyunda destek bulamayan ayaklanma, liderlerin idam edilmesiyle halkın sempatisini kazandı. Patrick Pearse, James Connolly, Thomas Clarke, Joseph Mary Plunkett gibi on altı lider, 3–12 Mayıs 1916 arasında kurşuna dizilerek idam edildiler.

Bu infazlar, İngiliz yönetimine karşı öfkeyi körükledi ve Sinn Féin’in yükselişine zemin hazırladı. 1919’da ilan edilen İrlanda Cumhuriyeti ve 1921 Antlaşması, 1922’de Bağımsız İrlanda Devleti’nin kurulmasına zemin hazırladı.
Bu infazlar, ayaklanmayı kısa vadeli bir isyandan çıkarıp ulusal hafızanın kalıcı bir parçası hâline getirdi.
Anadolu’da Bir Başka Başlangıç

Benzer bir dönem aynı yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanıyordu. I. Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı imparatorluğu fiilen dağılmış, Anadolu toprakları işgal altına girmişti.
Bu noktada başlayan Türk Bağımsızlık Mücadelesi, yalnızca askeri bir direniş değil, aynı zamanda yeni bir devletin kuruluş süreciydi.
Bu iki süreç farklı coğrafyalarda yaşanmış olsa da, taşıdıkları anlam bakımından dikkat çekici benzerlikler barındırır. Her iki toplum da bir imparatorluğun ardından kendi kimliğini yeniden tanımlamak zorunda kaldı.
İrlanda için bu süreç Britanya’dan kopuş anlamına gelirken, Türkiye için Osmanlı’dan modern bir ulus-devlete geçiş anlamına geliyordu. Aynı zamanda bu süreç, mevcut düzene karşı bir başkaldırıydı.

(Ne krala ne de Kayzer’e hizmet ederiz, yalnızca İrlanda’ya)
Liderler ve Ulusal Hafıza: Collins ve Atatürk
Bu noktada lider figürleri de benzer bir rol oynadı.
İrlanda’da Michael Collins, bağımsızlık mücadelesinin en önemli isimlerinden biri olarak öne çıktı. 1916’daki ayaklanmada 25 yaşında genç bir subaydı ve bu süreçte dönemin önde gelen isimleriyle temas kurarak siyasi ve askeri deneyim kazandı.
Collins ayaklanmaya da katılmış ve tutuklanmıştı. Paskalya ayaklanması sonrasında İrlanda’nın önde gelen liderleri idam edilince siyasi ve askeri anlamda büyük bir boşluk oluştu ve Collins gibi genç liderler bu ayaklanmadan sonra İrlanda bağımsızlığı için bayrağı devralmışlardı.
Collins’un gerilla savaşı ve siyasi strateji arasında kurduğu denge, İrlanda’nın bağımsızlık sürecinde belirleyici oldu.

Collins’in erken ölümü İrlanda bağımsızlık sürecini durdurmadı; aksine bu mücadele, askeri bir liderliğin ötesine geçerek siyasi kurumlar ve toplumsal hafıza üzerinden devam etti. Bu yönüyle İrlanda deneyimi, lider odaklı değil, hareket odaklı bir bağımsızlık süreci olarak dikkat çeker.
Türkiye’de ise Mustafa Kemal Atatürk askeri ve siyasi liderliğiyle yeni bir devletin temellerini attı. Onun liderliğinde yürütülen mücadele, yalnızca işgale karşı bir direniş değil; aynı zamanda modernleşme projesinin başlangıcıydı.
Bu iki figür farklı koşullarda ortaya çıkmış olsa da, temsil ettikleri şey ortaktı: bir toplumun kendi kaderini belirleme iradesi.

Dil, Kimlik ve Yeniden İnşa
Ancak kimlik yalnızca siyasi bağımsızlıkla şekillenmez. Dil ve kültür, bu sürecin en önemli parçalarından biridir.
İrlanda’da İngilizce uzun süre baskın dil hâline gelmiş olsa da, İrlandaca (Irish Gaelic) dili ulusal kimliğin önemli bir unsuru olarak yeniden canlandırılmaya çalışıldı.
Dil, burada yalnızca bir iletişim aracı değil; geçmişle kurulan bir bağ olarak görüldü.
Türkiye’de ise Cumhuriyet’in ilk yıllarında gerçekleştirilen Türkçe dil reformu, yeni ulusal kimliğin inşasında merkezi bir rol oynadı. Osmanlıca’dan sadeleşmiş bir Türkçeye geçiş, yalnızca dilsel değil, aynı zamanda kültürel bir dönüşüm anlamına geliyordu.
Her iki örnekte de dil, geçmişten kopuş ile geçmişi yeniden kurma arasında bir yerde durdu.
İmparatorluk Sonrası; Ortak Hafızalar ve Travmalar
Bu süreçlerin bir diğer ortak noktası ise post-imperial (imparatorluk sonrası) dediğimiz travmadır.
Post-imperial travma, yalnızca toprak kaybı veya siyasi bir otoritenin son bulması değil; aynı zamanda kolektif bir aidiyet duygusunun parçalanması ve yarım kalmışlık hissidir.
İrlanda’da bu travma, Britanya yönetiminin yarattığı kültürel baskıların gölgesinde bir ‘ulusal haysiyet’ arayışı olarak tezahür ederken; Türkiye’de imparatorluğun çok uluslu yapısından çekirdek bir Anadolu kimliğine rücu etmenin getirdiği ontolojik bir sancı şeklinde kendini göstermiştir.
Her iki toplum için de modernleşme, bu travmatik kopuşu onarma ve geçmişin yıkıntıları arasından ‘modern bir özne’ olarak yeniden doğma çabasıdır.
Aynı zamanda bir belirsizlik, bir kayıp ve yeni bir düzen kurma zorunluluğudur. İrlanda’da kıtlık, göç ve Britanya yönetimiyle yaşanan gerilimler; Türkiye’de ise savaş, işgal ve imparatorluğun dağılması…
Tüm bunlar, toplumların hafızasında derin izler bırakmıştır. Bu nedenle bağımsızlık yalnızca bir kazanım değil, aynı zamanda gerek kültür gerek dil, düşünce ve kurumlar açısından bir yeniden inşa sürecidir.
Bugün Dublin sokaklarında yürürken General Post Office binasının önünden geçen biri için burası yalnızca tarihi bir yapı gibi görünebilir. Ancak bu bina, bir ulusun kendisini yeniden tanımladığı anlardan birine tanıklık etmiştir.

Benzer bir tarihsel yoğunluk Ankara’daki Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi binasında da gözlemlenir. 1920’de açılan bu yapı, Türk ulusal hareketinin kurumsallaştığı ve egemenliğin yeniden tanımlandığı bir merkez olarak öne çıkar.
Bu açıdan, Merkez Postanesi (General Post Office) ile karşılaştırılabilecek sembolik bir işlev taşır. Bu bakımdan Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi ve General Post Office halk ve devrimciler için psikolojik bir çıta olmuştur.
Bu noktada iki hikâye arasında görünmeyen bir bağ ortaya çıkar. Farklı coğrafyalarda, farklı şartlar altında yaşanmış olsalar da; İrlanda ve Türkiye’nin 20. yüzyılın başındaki deneyimleri, ulus-devletin nasıl kurulduğuna dair ortak sorular içerir. Bugün İrlanda’da yaşayan bizler için bu hikâye yalnızca geçmişe ait değildir. Çünkü bu şehirde yürürken karşılaşılan her tarihsel iz, aslında başka bir coğrafyada yaşanmış benzer bir hikâyeyi hatırlatır.
Belki de bu yüzden, Dublin’deki bir postane binası ile Anadolu’daki bir meclis binası arasında görünmeyen bir hat vardır. Ve tarih bazen, birbirinden uzak görünen bu hikâyeleri aynı noktada buluşturur.
Bibliography
- Charles Townshend, Easter 1916: The Irish Rebellion
- Encyclopædia Britannica. “Easter Rising.” Accessed April 2, 2026. https://www.britannica.com/event/Easter-Rising
- Declan Kiberd, Inventing Ireland
- Tim Pat Coogan, Michael Collins
Editoryal Not: Çeviri ve kaynak erişim süreçlerinde dijital araştırma ve yapay zekâ destekli dil araçları kullanılmıştır.
Bir yanıt yazın