
Yazan: Klinik Psikolog Şeyda Uzunbay
seydauzunbay@gmail.com / instagram: psk.seydauzunbay
Bayramlar, doğum günleri, o meşhur “özel” günler… Yeni bir ülkede yaşamaya başladıktan sonra bu günlerin rengi de, sesi de biraz değişiyor. Takvim o tarihe yaklaştıkça insanın içinde tarif edemediği bir hareketlenme başlıyor. Tam adını koyamasak da bir şeylerin eskisi gibi olmadığını, o bildik ritmin biraz aksadığını hissedebiliyoruz.
“İnsanın memleketi, çocukluğudur; her bayram sabahı aslında o çocukluğa yapılan bir yolculuktur.” — Amin Maalouf

Claude Monet, Gelincik Tarlası (The Poppy Field near Argenteuil), 1873. Musée d’Orsay, Paris.
Bu his aslında her birimizin içinde bambaşka bir hikaye anlatıyor. Kimimiz için bu günler, göç ettiğimiz ülkede kurduğumuz yeni sofraların ve dostlukların kutlandığı umut dolu anlar demek. Kimimiz içinse aynı gün, hayatımızdaki boşlukların üzerine tutulan bir ışık gibi; nelerin eksik olduğunu daha da belirginleştiriyor. Çoğu zaman ise bu iki duyguyu aynı anda taşıyoruz: Bir yanımız bulunduğumuz yerin yeni heyecanında, diğer yanımız o eski bayram sabahının telaşında… Şunu bilmek önemli: Her göç deneyimi eşsizdir ve bu günlerde hissettiğiniz her şey ister büyük bir coşku, ister derin bir özlem son derece geçerli ve kıymetli.

Vincent van Gogh, Kahvedanlı Natürmort (Still Life with Coffee Pot), 1882. Özel Koleksiyon / Kröller-Müller Müzesi.
İçimizde beliren bu karışık duyguyu psikoloji literatürü “belirsiz kayıp” (ambiguous loss) olarak tanımlıyor (Boss, 1999). Aslında bu, birinin veya bir yerin fiziksel olarak yanımızda olmamasına rağmen zihnimizde ve kalbimizde tüm canlılığıyla yaşamaya devam etmesi demek. Ortada somut bir veda yok ama alıştığımız düzene, o evin sesine, o sokağın havasına aynı anda ulaşamamanın yarattığı bir boşluk var. Bu “aradalık” hali, insanı bazen her yere, bazen de hiçbir yere ait değilmiş gibi hissettirebilir.

Claude Monet, Pourville’de Kayalık Yürüyüşü (Cliff Walk at Pourville), 1882. Art Institute of Chicago.
Özel günler bu belirsizliği daha da görünür kılabiliyor. Çünkü bu tarihler sadece birer rakam değil; kalbimizin ve duyularımızın ortak hafızasıdır. Türkiye’deki sokaklarda kendiliğinden var olan o ortak coşku, burada sizin bireysel çabanızla var ettiğiniz bir ana dönüşür. Belki sofranız biraz küçülür, belki bir ekranın ışığında kalabalıklaşır… Yine de böyle günlerin ruhu sadece geçmişte kalmaz; sizinle birlikte buralara kadar gelen, bazen kırılan bazen yeniden düğümlenen ama hep sizinle olan o eşsiz hikayede yaşamaya devam eder.
Belki de bu bayram kendimize verebileceğimiz en güzel hediye, içimizdeki o sızıya da yeni başlangıçların getirdiği heyecana da aynı anda yer açabilmektir. Ritüellerimiz biçim değiştirebilir, eski alışkanlıklarımız yeni coğrafyalara uyum sağlayabilir; ama bu, anlamın kaybolduğu değil, dönüşerek büyüdüğü bir yolculuktur; zira göçmenlik, kalbin iki farklı coğrafyada aynı anda atabilme sanatıdır.
Bu bayram kendinize hem özlemeye hem de yeniden başlamaya izin verdiğiniz, her halinizle şefkat dolu bir zaman dilerim.
Bir sonraki yazıda yeniden buluşmak üzere.
Kaynakça:
Boss, P. (1999). Ambiguous Loss: Learning to Live with Unresolved Grief. Harvard University Press.
Maalouf, A. (2009). Çivisi Çıkmış Dünya (Le Dérèglement du monde). Yapı Kredi Yayınları.
Psikoloj Şeyda Uzunbay’ın Duygular da Göç Eder: Duyguların Kültürlerarası Yolculuğu başlıklı yazısına bu link üzerinden ulaşabilirsiniz
Bir yanıt yazın