İrlanda Bağımsızlık Savaşı

  • Eylül 26, 2026
  • (0)

İrlanda Bağımsızlık Savaşı —bir diğer adıyla İngiliz-İrlanda Savaşı— 1919-1921 yılları arasında, İrlandalı milliyetçilerin kurduğu İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) ile çeşitli İngiliz kuvvetleri arasında yürütülen bir gerilla savaşıdır. Bu çatışma, aslında 18. yüzyılda filizlenen bağımsızlık hareketinin fiilî bir savaşa evrilmiş hâli olarak kabul edilir.

İngilizlerin İrlanda Adası’nı İşgali Sonrası Bağımsızlık Özlemi

11. yüzyıl boyunca İrlanda Adası’nda Viking hâkimiyeti sürdü. 12. yüzyılda adadaki Viking etkisinin kırılmasının ardından İngiltere Kralı II. Henry İrlanda Adası’nı ele geçirdi. İngiliz kontrolüne giren adada halk arasında Katolik Hristiyanlık yaygındı.

Katolikliğin kök saldığı bu topraklarda İngiliz hâkimiyeti sürerken, 16. yüzyılda VIII. Henry’nin Protestanlığı benimsemesiyle adanın kaderi de değişmeye başladı. Protestan İngilizler ile Katolik İrlandalılar arasındaki dinî ve siyasi gerilim bu dönemde fitillendi.

Bu gerilim, İngiltere’nin Katoliklere yönelik çıkardığı Ceza Kanunları (Penal Laws) nedeniyle İrlanda ulusçuluk fikrini daha da körükledi. Tansiyonu düşürmek adına ilk adım 19. Yüzyılda İngiltere’den geldi: 1800 Birlik Yasası (Act of Union) ile İrlanda’nın sömürge statüsü kaldırılarak iki bölge tek bir devlet çatısı altında birleştirildi. Bugün “Birleşik Krallık” olarak bildiğimiz siyasi yapı işte bu birleşmenin ardından doğdu. Böylece İrlandalılar, Westminster’daki İngiliz Parlamentosu’nda temsil hakkı elde ettiler. Ancak mecliste yer bulsalar da en azından özerklik kazanıp kendi içişlerinde serbest kalmak istiyorlardı. Birleşik Krallık Başbakanı William Ewart Gladstone’un 1886 ve 1893 yıllarında meclise getirdiği “Home Rule” (Özerklik) yasa tasarıları İrlandalıları bu hedefe yaklaştırdıysa da, Parlamento yasaları onaylamadı.

IRA Seyyar Müfreze (Flying Column). Kaynak: Wikipedia / Flying column – Wikipedia

Liberal Parti “Home Rule” tasarısını 1914’te yeniden meclise sunduğunda, yasa kabul edildi ve İrlanda için özerklik kapısı nihayet aralandı. Fakat tam İrlanda kendi parlamentosunu kurmaya yaklaşmışken, adanın kuzeyinde yaşayan Protestanlar ve Britanya yanlıları yasaya karşı çıkarak “Ulster Gönüllü Gücü”nü (UVF) kurdular. Özerkliğe direnmek için kurulan bu yapı kısa sürede silahlı bir milis gücüne dönüşünce, Eoin MacNeill öncülüğünde “İrlanda Gönüllüleri” adında milliyetçi bir karşı örgüt kuruldu. Aynı adayı paylaşan fakat birbirine taban tabana zıt hedefleri olan bu iki grubun iç savaşın eşiğine geldiği günlerde, tüm dünyayı derinden sarsacak bir gelişme patlak verdi: Birinci Dünya Savaşı.

Birinci Dünya Savaşı’nda İrlanda

Savaşın başlamasıyla özerkliğin askıya alınması üzerine İrlandalılar, milliyetçi lider John Redmond’un çağrısıyla İngiliz ordusuna katılarak savaşa dahil oldular. Redmond’un gayesi, savaşta İngiltere’nin yanında saf tutup bunun karşılığında barış masasında özerklik ödülünü alabilmekti. Ancak bu hamle milliyetçiler arasında sert bir fikir ayrılığı yarattı. İrlanda Gönüllüleri’nin kurucusu Eoin MacNeill, Redmond’a karşı çıkarak İngiltere adına savaşmak yerine doğrudan İrlanda’nın tam bağımsızlığına odaklanmayı savundu ve ekibiyle birlikte Ulusal Gönüllüler’den ayrıldı.

Hem Birleşik Krallık yanlısı Ulster Cephesi hem de milliyetçi İrlandalılar I. Dünya Savaşı cephelerinde İngiltere adına savaşırken çok ağır kayıplar verdiler. Savaş İrlanda’ya yalnızca ölüm değil; derin bir yoksulluk ve sefalet de getirdi. Gıda ve yakıt fiyatları fırladı, maaşlar ise yüksek enflasyon karşısında eriyip gitti.

İngiliz Auxiliaries ve Black and Tans. Kaynak: Popperfoto / Popperfoto via Getty Images

Paskalya Ayaklanması

Mücadelesini sürdüren İrlanda Gönüllüleri, İngiltere’nin Dünya Savaşı’nda birden fazla cephede sıkışmış olmasını bir fırsat bilerek 1916 yılının nisan ayında Paskalya Ayaklanması’nı başlattı. Stratejik binaların ele geçirilmesine rağmen bir hafta süren bu isyan; halktan beklenen kitlesel desteğin gelmemesi ve Almanya’dan vadedilen mühimmat yardımının ulaşamaması nedeniyle İngiliz ordusu tarafından kanlı biçimde bastırıldı.

İsyanın önde gelen liderlerinin kurşuna dizilerek idam edilmesi, başlangıçta isyana mesafeli duran İrlanda halkında dahi büyük bir infiale yol açtı ve bağımsızlık ateşini yeniden alevlendirdi.

Dünya Savaşı Sonrası Gelişmeler

1918 genel seçimlerinde, Paskalya Ayaklanması ile yıldızı parlayan Sinn Féin partisi, Westminster’da İrlanda’ya ayrılan sandalyelerin ezici çoğunluğunu kazandı. Bu sonuç, halkın artık Londra yönetiminden tamamen kopmak istediğinin en açık ilanıydı.

Sinn Féin milletvekilleri Londra’ya gitmeyi reddederek süreci hızlandırdılar ve 21 Ocak 1919’da Dublin’de kendi meclislerini (Dáil Éireann) kurup bağımsızlık ilan ettiler. Bu, İngiltere’ye karşı çekilmiş en net restti. Meclisin kuruluşu ve bağımsızlık ilanıyla birlikte, Paskalya Ayaklanması’nı örgütleyen İrlanda Gönüllüleri artık İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) çatısı altında toplandı. Böylece adadaki İngiliz varlığına karşı hem siyasi hem de askerî alanda çok daha organize bir direniş başlatılmış oldu.

İrlanda Bağımsızlık Savaşı

İrlanda Bağımsızlık Savaşı’nın fitilini ateşleyen ilk kıvılcım da meclisin açıldığı gün çaktı. Düzenlenen Soloheadbeg Pususu’nda patlayıcı sevkiyatı yapan iki Kraliyet İrlanda Polisi (RIC) öldürüldü ve mühimmatlarına el konuldu.

Hemen ardından kurulan İrlanda istihbarat ağı, elde ettiği gizli bilgilerle bölgedeki İngiliz yönetimini köşeye sıkıştırdı. İstihbaratla kusursuz bir koordinasyon kuran IRA, gerilla taktikleriyle İngiliz birliklerini sürekli pusuya düşürüyordu.

Bunun karşısında çıkmaza giren İngiltere, çözümü adaya Dünya Savaşı’ndan terhis olmuş kıdemli asker ve subaylardan kurulu birlikleri (“Black and Tans” ve “Auxiliaries”) göndermekte buldu. Bu birlikler, istihbarat sızıntılarını kesmek ve direnişçilere gözdağı vermek adına keyfî davranarak köyleri ve kasabaları yakıp yıkmaya, sivilleri katletmeye başladı. Ancak uygulanan bu terör taktiği beklenen sonucu vermedi; tam aksine halkın milliyetçi direnişe olan sempatisini ve desteğini perçinledi.

IRA ile İrlanda istihbaratının Dublin’deki İngiliz ajanlarına ve kritik kraliyet yetkililerine yönelik nokta suikastları sürerken, İngiliz birlikleri buna misilleme olarak Croke Park’taki bir futbol maçında tribünlere ve sahaya rastgele ateş açtı. Bu olay, İrlanda Bağımsızlık Savaşı olarak anılan çatışmalar içerisinde bir dönüm noktası olmuştur. 14 sivilin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin yaralandığı bu vahşet tarihe “1920 Kanlı Pazarı” olarak geçti. İngilizlerin hedefi açıkça gözdağı vermekti.

IRA, Kanlı Pazar faciasından sadece bir hafta sonra Tom Barry komutasındaki gerilla birliğiyle Cork bölgesinde bir karşı baskın düzenledi. Kilmichael Pususu olarak anılan bu olayda, İngilizlerin elit devriye birliği neredeyse tamamen imha edildi. Bu çarpıcı eylem, İngiliz kuvvetlerinin sahada “yenilmez” olduğu algısını yerle bir etti.

Bu noktadan sonra şiddet sarmalı kontrol edilemez bir boyuta ulaştı; sivil ile asker arasındaki çizgi tamamen silindi. Siviller hedef oldukça halkın bağımsızlık azmi daha da bilendi. Cork bölgesinde sıkıyönetim ilan edildi. Tom Barry’nin pususunun ardından Cork şehrini ateşe veren İngiliz kuvvetleri, yangın söndürme araçlarına dahi kurşun yağdırarak kentin büyük bölümünü bilerek ve isteyerek küle çevirdi.

İrlandalı Lider Michael Collins. Kaynak: Universal History Archive / Universal History Archive/Universal Images Group via Getty Images

Müzakereye Giden Yol ve İrlanda’ya Gelen Özerklik

İngiliz ordusunun İrlandalı milisleri bastırmakta yetersiz kalması, savaşın her iki taraf için de içinden çıkılmaz bir mali ve siyasi bataklığa dönüşmesi, İngiliz kamuoyunda çok sert tepkileri beraberinde getirdi.

1921’in ilk aylarında Dáil Éireann Başkanı Éamon de Valera’nın girişimiyle İngiltere’ye karşı resmî savaş durumu mecliste oylandı. Karar kabul edilmesine rağmen, meclis bu yetkiyi son koz olarak sakladı ve fiilen yürürlüğe koymadı.

1921 yazına dek pusular, suikastlar ve kundaklamalar sürse de perde arkasında diplomatik temaslar başlamıştı. Müzakerelerin neticesinde 11 Temmuz 1921’de ateşkes ilan edildi. Bu mutabakat, İrlanda Bağımsızlık Savaşı’nın fiilen sona erdiğini müjdeliyordu.

Ateşkes, bazı çevrelerce yalnızca “taktiksel bir soluklanma” olarak görüldü. Nitekim çatışmalar dursa ve taraflar kışlalarına çekilse de IRA olası bir savaş ihtimaline karşı gizliden gizliye yeni milisler eğitmeyi sürdürdü.

Ateşkes dönemi, iki tarafın heyetleri arasındaki diplomatik trafiği hızlandırdı ve 6 Aralık 1921’de Londra’da Anglo-İrlanda Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre; tıpkı Kanada ve Avustralya gibi sembolik olarak İngiliz Monarşisi’ne bağlı olan, İngiliz Milletler Topluluğu üyesi bir “İrlanda Serbest Devleti” kuruldu.

Sular genel olarak durulmuş görünse de antlaşmanın şartları (özellikle krala bağlılık yemini ve adanın kuzeyinin Birleşik Krallık’ta kalması) İrlandalıları böldü; 1922 yılına gelindiğinde İngilizler ile IRA arasında son münferit çatışmalar yaşandı ve ülke bu kez kendi iç savaşına sürüklendi.

İrlanda, 1949 yılına kadar kâğıt üzerinde İngiliz monarşisine bağlı bir dominyon olan “İrlanda Serbest Devleti” statüsünde kaldı. Nihayet 18 Nisan 1949’da çıkarılan Cumhuriyet Yasası ile Britanya ile olan son resmî bağlar da koparıldı ve bağımsız “İrlanda Cumhuriyeti” resmen ilan edildi.

İrlanda Bağımsızlık Savaşı’nın neticesinde Kuzey İrlanda ve İrlanda Cumhuriyeti olarak ikiye bölünen İrlanda adasının birleşme hakkında güncel halk görüşlerine bu linkte haberimizde ulaşabiliriz.

Yasir Baba

İrlanda'da yaşayan Türk göçmen gazeteci

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir